Bahadır Eren

Müşteri İçin mi Yapıyorsunuz, Kendiniz İçin mi?

Bir kargo bekliyorsunuz. Toplantıdasınız. Telefonunuz titriyor. Bilmediğiniz numara. Açmıyorsunuz. 15 saniye sonra tekrar arıyor. Yine açmıyorsunuz. Üçüncü arama geliyor. Toplantıdan çıkıp açıyorsunuz.

"Merhaba, kargonuz için 4 haneli kodu alabilir miyim?"

Henüz evde bile değilsiniz. Paket kapıya gelmedi. Ama kurye kodu almadan teslim edemez. Sistem böyle çalışıyor.

Peki bu sistem kimin için çalışıyor?


Otomasyon paradoksu

Şirketler otomasyon kurarken genellikle üç motivasyonla hareket eder: kârlılık, güvenlik veya operasyonel verimlilik. Bunların hiçbiri yanlış değil. Ama bir dördüncü soru çoğu zaman sorulmuyor:

Müşteri bunu istiyor mu?

Bu sorunun atlandığı her noktada, iyi niyetle kurulan sistemler müşteriyi korumak yerine rahatsız etmeye başlıyor. Ve ironik bir şekilde, müşteri kaybına yol açarak tam da korunmak istenen geliri yok ediyor.


Sepetteki ürün ve ısrarcı hatırlatmalar

Bir e-ticaret sitesinde alışveriş yapıyorsunuz. Birkaç ürünü sepete ekliyorsunuz ama satın almıyorsunuz. Belki bütçenizi düşünüyorsunuz, belki kararsızsınız, belki sadece fiyat karşılaştırması yapıyorsunuz.

Sonra başlıyor:

Firma açısından bakıldığında bu mantıklı görünüyor. Dönüşüm oranlarını artırmak için kanıtlanmış bir yöntem. Ama bir eşik var. O eşiği geçtiğinizde müşterinin algısı "beni hatırlıyorlar, ne güzel" yerine "beni takip ediyorlar, rahatsız oluyorum" oluyor.

Ve o müşteri bir daha o siteye girmeden önce iki kez düşünüyor.


Mağazadaki gölge

Aynı dinamik fiziksel dünyada da var.

Bir alışveriş merkezinde mağazaya giriyorsunuz. Kıyafetlere bakmak istiyorsunuz. Elinizdeki tişörtü inceliyorsunuz. Tam o anda personel yanınızda beliriyor:

"Yardımcı olabilir miyim?"
"Bedeninizi söylerseniz getireyim."
"O ürünün farklı rengi de var."

İlk soru nazik. İkinci soru kabul edilebilir. Üçüncüden sonra mağazadan çıkmak istiyorsunuz.

Personel kötü niyetli değil. Satış hedefi var, eğitiminde "müşteriye ilgi göster" yazıyor. Ama müşteri bazen sadece rahat bırakılmak istiyor. Ve bu ihtiyaç hiçbir satış eğitiminde yer almıyor.


"Yeni müşteri kazanımı" stratejisinin gizli maliyeti

Bu sadece otomasyon meselesi değil. Bazen bilinçli bir strateji kararı da mevcut müşteriyi küstürüyor.

Bir bankada işlem yapmam gerekiyordu. Girişteki kiosk'a TC kimlik numaramı girdim, sıra fişimi aldım ve beklemeye başladım. 15-20 dakika geçti. Bu sürede benden sonra gelen bazı müşterilerin benden önce hizmet aldığını fark ettim. Dikkat ettim: bunlar kiosk'a TC kimlik veya kart bilgisi girmeden sıra alan kişilerdi.

Sonradan banka içindeki bir süreç yöneticisinden öğrendim: "Yeni müşteri kazanımı" adında bir strateji varmış. Bankanın mevcut müşterisi olmayanlar hem çağrı merkezinde hem de şubelerde öncelikli hizmet alıyormuş. Amaç yeni müşteri kazanmak.

Peki mevcut müşteri? Eğer öncelikli hizmet istiyorsa "premium" segmentte olması gerekiyormuş.

Bir düşünün: yıllardır o bankayı kullanan, maaşını yatıran, kredisini ödeyen müşteriye verilen mesaj şu — "Sen zaten bizimsin. Önceliğimiz seni kazanmak değil, yenilerini kazanmak. Ama istersen daha fazla para öde, o zaman seni de önemseriz."

Ben o bankanın müşterisiydim. Ta ki bu yaşanana kadar.

Yeni müşteri kazanımı önemli. Ama bunu mevcut müşterinin deneyimini bozmadan yapmanın yolu mutlaka vardır. Mevcut müşteriyi kaybetme maliyeti, yeni müşteri kazanma maliyetinden neredeyse her zaman daha yüksektir — bunu her pazarlama ders kitabı söylüyor ama sahada uygulanmıyor.


Yapay zeka agentları ve ölçek problemi

Şimdi bu dinamiği yapay zeka çağına taşıyalım.

Bugün AI agentları ile aynı anda yüz binlerce kişiye otomatik arama yaptırmak teknik olarak mümkün. Maliyet düşük, ölçek sınırsız, 7/24 çalışıyor. Firma açısından rüya gibi.

Ama son kullanıcı açısından? Zaten telefonunu tanımadığı numaralardan gelen aramalara açmayan, SMS'leri okumadan silen, push bildirimleri kapatan bir nesil var. Üzerine bir de yapay zekanın aradığını anladıkları anda kapatan insanlar eklenince, bu "ölçek avantajı" aslında ölçeklenmiş bir rahatsızlığa dönüşüyor.

Bir şeyi yapabilmek, onu yapmanız gerektiği anlamına gelmiyor.


Kargo kodu hikayesi

En somut örneğe geri dönelim. 4 haneli teslimat kodu.

Teoride: Paketin doğru kişiye teslim edilmesini garanti eden güvenlik mekanizması. Mantıklı, faydalı, gerekli gibi görünüyor.

Sahada: Kurye daha kapınıza gelmeden sizi arıyor. Evde değilseniz de arıyor. Toplantıdayken de arıyor. 15 saniyede bir tekrar arıyor. Çünkü kodu almadan teslimat yapamıyor ve elindeki onlarca paket bekliyor.

Sonuç:

Sistem mükemmel çalışıyor. Ama insanlar için çalışmıyor.

Peki alternatif yok mu? Kapıya bırakma onayı, güvenli teslimat kutusu, kodsuz teslimat tercihi, apartman görevlisine teslim seçeneği — bunların hepsi teknik olarak mümkün. Ama firma kendi riskini azaltan çözümü seçti ve bu riski müşterinin sabrına yükledi.


Asıl soru

Otomasyon kurarken sorulması gereken soru "bu bize ne kazandırır?" değil. Asıl soru şu:

"Bu müşterinin hayatını kolaylaştırıyor mu, zorlaştırıyor mu?"

Eğer cevap "zorlaştırıyor ama bize faydası var" ise, o otomasyon er ya da geç geri tepecektir. Çünkü müşteri rahatsız olduğunda sessizce gider. Şikâyet etmez, geri bildirim vermez — sadece bir daha gelmez.


Ne yapmalı?

Otomasyon ve strateji kararlarını alırken basit bir filtre uygulanabilir:


Son söz

Teknolojiyi ve otomasyonu seviyorum. Mesleğim bu. Ama yıllardır müşteri deneyimi operasyonlarında çalışan biri olarak şunu net söyleyebilirim:

En iyi otomasyon, müşterinin farkına bile varmadığı otomasyondur. Arka planda çalışır, hayatı kolaylaştırır, görünmez olur.

En kötü otomasyon ise müşterinin yüzüne yapışan, onu takip eden, rahat bırakmayan otomasyondur. Ne kadar iyi niyetle kurulmuş olursa olsun.

Ve en kötü strateji, mevcut müşteriye "sen zaten bizimsin" mesajını veren stratejidir. O müşteri bir gün sizin olmaktan çıkar — ve sebebini size söylemeden gider.

Müşteri için mi yapıyorsunuz, kendiniz için mi? Bu soruyu sormadan kurulan her sistem, çözdüğünden daha büyük bir sorun yaratır.


Bu yazıdaki örnekler gerçek deneyimlerimden ve sektör gözlemlerimden derlenmiştir.

#düşünceler #müşteri-deneyimi #operasyon #otomasyon #yapay-zeka